ANASAYFA


 

 

 

 

 

 





SICNStichting Islamitisch Centrum Nederland 

(Hollanda İslam Merkezi Vakfı)

Vakfın kısaltılmış adı: SICN’dir ve 5 mayıs bindokuzyüz yetmiş iki (5-5-1972) tarihinde kurulmuştur..

Vakfın gayesi şunlardır:

  1. Hollanda’da yaşayan ve ikamet eden Müslümanların menfaatlerini gözetmek, onlara hizmet sunmak ve aralarındaki münasebetlerini inkişaf ettirmektir.
  2. a fırkasında zikredilen hedef grubuna dahil çocukların ve gençlerin talim ve terbiye alanlarında yardımcı olmak ve aynı gruba dahil akademik eğitim gören gençlerin eğitimlerini idame ettirmelerine yardımcı ve destekçi olmak.
  3. İslam inancı ve ilmihal bilgilerinin öğrenilmesine imkan sağlamak.
  4. Hollanda’daki Müslümanların, yaşadıkları topluma uyum, katılım ve eşitlik sahalarındaki uğraşlarında destek olmak. 
  5. Kendisine bağlı veya işbirliği yaptığı kuruluşların birbirleri arasındaki işbirliğini ve münasebetleri geliştirmek ve desteklemek; ve ayrıca bu kuruluşların menfaatlerini müdafaa etmek;

velhasıl, kelimenin en geniş manasıyla, bu gayeye dolaylı veya direk hitap edecek diğer tüm tali gayeler.

Vakfın Çalışma alanları

-Bağlı kuruluşlara bina alımında yardımcı olmak

-Ramazan hizmetleri

-Kurban hizmetleri

-Hac organizeleri

-Cenaze hizmetleri

-İslami takvim hizmetleri

-Yaz kursları

-Toplumsal konularla alakalı konferanslar

-Yardım kampanyaları

-İmam yetiştirme

-Cami ve dernek yönetimindeki üyeleri yetiştirme kursları

-Yardıma muhtaçlara yardım etmek

VİZYONU 

Hollanda İslam Merkezi Vakfı (SICN) vizyonunu İslam’ın üç temel esasını teşkil eden ilim, amel ve ihlas üzerine inşa etmiştir. İslam dini bunların üzerinde yükseldiğinden birini eksik bırakanın, dini tekamül etmez.  Amelin kıymeti kabulü, niyete bağlıdır. Din bilgilerini, cahillikten, nefsin kötü isteklerinden kurtulmak için öğrenmek lazımdır. Dünyevi makam ve mevki için ve sadece din adamı olarak tanınmak için öğrenmemelidir.

SICN, İslam’ın uygun bir metotla, ehil kişiler tarafından öğretilmesine azami gayret gösterir. Zira insanların düşünce ve yaşam özgürlüğünü sağlayan ve güvence altına alan bir din olan İslam, insanlar arasında gerginliği, anlaşmazlığı, hatta birbirleri hakkında olumsuz konuşmayı, (gıybet) ve  negatif düşünmeyi (süi-zan) dahi engelleyen ve yasaklayan emirler getirmiştir. Allah insanlara, kötülük yapmaktan sakınmalarını emretmiş; küfrü, fıskı, isyanı, zulmü, zorbalığı, öldürmeyi, kan dökmeyi yasaklamıştır. Değil kaba kuvvet veya sair şiddet eylemleri, İslam, insanların üzerinde fikri olarak bile en ufak bir baskı kurulmasını, zorlamayı yasaklamıştır. İnsanların bir dine inanmaya veya o dinin ibadetlerini uygulamaya zorlanması, İslam'ın özüne ve ruhuna aykırıdır. Çünkü İslam, inanç için özgür iradeyi ve vicdani kabulü şart koşar. Elbette Müslümanlar birbirlerini Kuran'da anlatılan ahlaki vasıfların uygulanması için uyarabilir, teşvik edebilirler. Ama asla bu konuda bir zorlama yapılamaz. Ya da dünyevi bir imtiyaz tanınarak, kişi dini uygulamaya yönlendirilemez.

Kuran'ın getirdiği güzel ahlakla yetişen bir Müslüman, herkese İslam'ın öngördüğü sevgiyle yaklaşır; her türlü fikre karşı saygılıdır; estetiğe ve sanata değer verir, olaylar karşısında her zaman uzlaştırıcı, gerilimi azaltan, kucaklayıcı, itidalli davranışlar sergiler.  

İnsanlar dini bilgileri, amel etmek, iyi insan olmak, topluma faydalı olmak, iyi evlat yetiştirmek için öğrenmeli, başkalarına öğretmeli ve bunları ihlas ile yapmalıdır. Zira amel ve ihlası olmayan ilmin pek faydası yoktur. Müslüman’ım diyen ve İslamiyeti öğrenip ona uyan insan, etrafına ziya saçan ışık kaynağı gibidir ve böyle insanlar, insanların en iyileridir.

SICN mensupları "ilim ve amelin ruhu" olan ihlasın önemini hususiyetle vurgularlar. Zira ihlâsın ahiret âlemindeki faydaları yanında, bu dünyada da pek çok ferdî ve içtimai faydası vardır. Gördüğü hizmetleri, yaptığı işleri Allah rızası için yapan kişi, menfaatperestlikten ve bencillikten kurtulur. Böylece süflî düşünce ve duygulardan uzaklaşır. Nefsinin kötü arzularına, geçici dünya şöhretine, makam ve mevkiye ehemmiyet vermeyen kişi, bunların mahkûmu ve kölesi olmaktan kurtularak gerçek hürriyete ve hakiki saadete kavuşur.

İhlaslı kişi zihnindeki değerleri ve gönlündeki duyguları, Rabbi’nin rızasına göre şekillendirir ve yaratılışına uygun bir hayat anlayışı içinde olacağından, gerçek manada huzura erer. Böylesine manevi güzelliklerle bezenmiş bir kişi, çevresindeki bütün insanların samimi sevgilerine mazhar olur. Dolayısıyla yalnızlık, güvensizlik, dünyevî korku ve endişeler gibi tedirgin edici, can sıkıcı duygulardan da kurtulmuş olur. Geçici dünya menfaatlerini hayatında gaye edinmeyen fertlerden meydana gelen bir cemiyette, gerçek manada kardeşlik, birlik ve beraberlik, yardımlaşma ve dayanışma, insanlar arasında sevgi ve saygı tezahür eder.

Tasavvufsuz ilim atıldır, ilimsiz tasavvuf ise batıldır. Bu ikisini cem eden alim de hakikate ulaşır.” prensibinden hareket eden ve bu manada tasavvufa önem veren bir kuruluş olarak bilinen SICN gibi kuruluşlar, İslam’ın ilk anından itibaren olagelmiştir. Tasavvuf temsilcilerini her zaman toplumsal ve kültürel hayatın hemen hemen her alanında en canlı ürünlerini sergilemede, toplumsal örgütlenme, ekonomi, bilim, felsefe ve sanatsal etkinlikler alanında en parlak başarıların olduğu yerlerde görürüz. Tasavvuf insanın Allah Telayı ve evreni anlamasındaki en iyi yöntemin, bilgi ve hayat hakkında farklı bir anlayışın ve taleplerin ortaya çıkardığı özgün bir yaklaşımın ifadesi olarak tanımlamak gerekir. İslâm’ı saf bir ahlâk ve erdemli, dindarca bir yaşama tarzı olarak İslâm'ın özünü idrak ediştir. İnsanların dünya nimetlerine karşı gösterdikleri gitgide artan ilgilerine; zenginlik, şöhret, ihtişam elde etme yönünde gösterdikleri aşırı arzularına; kendi ruhlarını, ahlâklarını ihmal etmelerine manevi ve insani bir tepkidir tasavvuf. Mutasavvıf inziva, riyazet, ibadet ve benzeri usullere başvurulabilir ve İslam tarihinde başvurulmuştur da. Ama çağımızda tasavvuf ehli, ’içimiz hak ile, dışımız halk ile’ prensibinden hareket ederek, hem toplumun ortasında hayatlarını, işlerini idame ettirmekteler, hem de tasavvufun gereklerini yerine getirmektedirler. Bu şekli ile tasavvuf, tamamen pratik amaç ve karakterli bir hareket; bir yaşama ve davranma tarzı ve bir ahlâktır.


SICN ve Süleyman Hilmi Tunahan Efendi Hazretleri

SICN olarak izlenen tasavvuf yolu yeni bir oluşum değil aksine İslam’la beraber oluşmuş, Kuran ve Sünnetten ayrı düşünülemeyen İslam’ı bir idrak ve yaşama biçimidir. Bu kuruluşa niçin Süleymancı, Süleymanlı veya Süleyman Efendi Cemaati denildiğinin izahı aslında basittir: bir tasavvufi akım olan Nakşibendî Tarikatı üstatlarından ve şüphesiz en büyüklerinden olan, Süleyman Hilmi Tunahan Efendi Hazretlerinin talebeleri 1960 li yıllardan itibaren göçmen isçi olarak Hollanda’ya gelenler bu hizmeti başlatmış ve 70li yılların başında müesseseleşmiştir. Böylelikle Türkiye’den gelen bir gelenekle bu gruba bahis konusu isimler takılmıştır. Kuruluş mensupları bu isimlendirmeden hoşlanmazlar, zira böyle ne bir mezhep ne de bir tarikat mevcuttur. SICN ehli-sünnet vel cemaat akidesini izleyen ve çoğunluğunu Hanefi mezhebine mensup müslümanların oluşturduğu tasavvufi bir kuruluştur.

Sonuç olarak şunu hususiyetle belirtmek isteriz ki, tarih boyunca her coğrafyada  mutasavvıflar yaşadıkları toplumda barışın, sevginin, dostluk, insanlık, umudun ve manevi refahın savunucusu ve bu öğelerin yerleşmesine katkıda bulunma rollerini üstlenen kişilerdir.